
Örneğin size Yasemin Can'dan bahsetmek istiyorum. Beşiktaş Jimnastik Kulübü Tekerlekli sandalye basketbol takımının 12 numaralı formasını giyen 22 yaşındaki cesur yürekli kızdan, tıpkı Galatasaray formasıyla mücadele eden Seyran Orman ablası gibi o da erkeklerden kurulu bir takımda başarılı olmak için ter döküyor ve hayatın ona pek de adil davranmamasına rağmen yaşama sevincini basketbolda bulduğunu, basketbolun onu hayata bağladığını söylüyor sıklıkla. Onlar ve onlar gibi nicelerinin azimleri, yaşama sevinçleri hayata karşı takındıkları tavır engellerin aslında sadece beynimizde olduğunu hatırlatıyor bizlere. Örneğin Panküp Ted Kayseri Koleji'nin başarılı oyuncusu Serap Yücesir'den bahsetmek istiyorum. 2006 yılının Ocak ayında geçirdiği sakatlık sonrasında doktorların yeniden yürüme ihtimalini bile zayıf bulmalarına aldırmadan adeta tıp ilmiyle dalga geçercesine geçirdiği operasyondan tam 4 ay sonra yeniden sahalara dönen Türk basketbolunun efsane isimlerinden, Serap kolay yolu seçip basketbolu bıraksaydı sanırım kimse garipsemez kendisine hak verirdi. Oysa Serap Yücesir bir çok basketbolcunun aktif sporculuğu bıraktığı yaşlarda basketbola adeta yeniden dönerek "Yılmamak" kelimesinin gerçekte ne anlam ifade ettiğini bizlere bir kez daha ispat etmişti. Adını bile duyduğumuzda tüylerimizi diken diken eden Lenf bezi kanserine yakalanan Haluk Yıldırım'ın azmine, basketbol sevgisine ne demeli? Bizler hastalığın ismini duyunca yataklara düşerken o gerçek bir "Dev Adam" olduğunu ispatlarcasına ışık hızıyla sahalara dönmemiş miydi? Her idmanda her karşılaşmada daha minik takım oyuncularına dahi setler çizerek basketbolu öğrettiğini sanan bazı alt yapı koçu arkadaşlarımızın acaba kaç tanesi bu örnekleri yetiştirdiği sporculara anlattı. Sporun ve aslında hayatın yılmamak, mücadele etmek olduğunu o genç beyinlere kaç tanesi öğretmeye çaılıştı. Öyle ya setler her şeyden önce gelir bunları anlatacak kadar çok vakti yok kimsenin. Ne de olsa ortada kazanılacak çok maç, ezilecek çok rakip, kaldırılacak çok kupa dururken bu vakit kaybı niye! Basketbola aşina olan herkesin yolunun bir şekilde düşmüş olduğu Caferağa Spor Salonu'ndaki büfeyi işleten "Yalçın Baba"nın ben daha buradayım, uzun yıllar bu doyumsuz sosisli sandviçleri yemeye devam edeceksiniz dercesine yakalandığı hastalıkla girdiği ve galip geldiği mücadeleyi de unutmamak lazım. Kim bilir görmediğimiz görüp de es geçtiğimiz nice hikaye var bu sahalarda, salonlarda. Skorlara, galibiyetlere odaklanmaya son verdiğimizde görebileceğimiz ve hayata dair, başarmaya dair dersler çıkarabileceğimiz nice unutulmaz öyküler...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder